GERÇEKTEN TESETTÜRLÜMÜYÜM?
Bu soruyu kendimize bir soralım..Bir çoğumuzun cevabı evet olacaktır..Peki tesettür yalnızca başını kapatmakmıdır?..Ve ya bir şekilde vücudunu çeşitli kumaşlarla örtmek mi? Böyle olmadığına inanıyorsunuzdur eminim.
Günümüzde tesettür adına giyilenlere bir göz atalım,özellikle genç kesimin giyimine.....
Birde şu Ayet-i Kerime ve Hadis-i şerif'lere:
*"Mü`min kadınlara da söyle:
Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.
zaruri kısımları hariç, zinetlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar...
Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar..." (Nûr Suresi Ayet 31.)
** "Ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak,
bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar."
(Ebu Davud Libas 125, Cennet 52.)
***"Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına giderse zinaya bir adım atmış olur."
(Tirmizi, Edeb, 35; Nesâî, Zîne, 35)
****Birgün Peygamberimiz bir arkadaşına Mısır`da dokunmuş bir keten kumaş vermiş,
yarısından kendine gömlek diktirmesini, diğer yarısından ise hanımının giysi yapmasını istemiştir.
Ancak daha sonra şöyle buyurmuştur:
"Hanımına git söyle altına bir gömlek diksin. Çünkü vücut şeklinin ortaya çıkmasından korkarım."
(El Kurtubî, El Cami`, XIV, 156.)
Şimdi bu Ayet ve Hadis'leri de göz önüne alırsak;
Başörtüsünü kıyafetinin içine koymak tesettür değildir.
Saçlarını aşırı topuz yaparak başını örtmek tesettür değildir.
Başını örterek vücut hatlarını belli edecek derecede dar kıyafet tesettür değildir.
Başında örtü altında pantolon veya bluejean tesettür değildir.
(çünkü pantolon bolda olsa baseni belli eder.)
Başında örtü yüzünde makyaj ve parfümle gezmek tesettür değildir..
Başında örtü altında dizaltı etek ve ten çorap tesettür değildir..
Tamamen bedene oturmuş pardesü tesettür değildir.
İçini belli edecek incelikte kıyafet tesettür değildir.
Peki gerçek tesettür nasıl olmalıdır;
Dışarı çıkarken üzerine aldığın elbise bol ise tesettürdür.
Erkeklere ulaşacak parfüm yoksa üzerinde tesettürdür.
Başörtün omuzlarından aşağıya süzülüyorsa tesettürdür..
Sokaktaki yürüyüşün kırıtır şekilde değilse tesettürdür..
Çarşı pazar esnafıyla kırk yıllık ahbap gibi konuşmuyorsan tesettürdür..
Karşındaki erkeğin gözlerine bakmıyorsan tesettürdür..
Ulu orta yerlerde kahkaha atmıyorsan tesettürdür..
Yürüyüşün,konuşman,kıyafetin edep timsali ise tesettürdür..
Tesettür bir parça bezle başı örtmek değildir. Tesettür bedenen ve ruhen günahlara karşı korunmaktır..Neden fazlasını kazanmak varken azla yetinelim..Neden yapıyoruz sandığımız ibadetleri yıkalım.
Şimdi aynı soruyu tekrar kendimize soralım,TESETTÜRLÜMÜYÜM?
iktibas
ALINTI
Gerçekten Tesettürlümüyüm?
14:29 | | 0 Comments
Ahlaki çöküş
AHLAKİ ÇÖKÜŞ
Türk milleti, Osmanlı İmparatorluğu zamanında dünyanın en güçlü devletiyken bugün yaşamış olduğumuz 21. yüzyılda dünyanın güçsüz ve zayıf devletlerinden bir tanesidir. Peki bu duruma nasıl gelindi? Bunun birçok nedenleri vardır, ancak en büyük nedeni şudur: Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis’i şeriflerinde; “Allah (c.c) bu kitapla (Kuran’la) kimi toplumları yüceltir, kimi toplumlarıda alçaltır.” buyuruyor. Biz Kuran’dan uzaklaştığımız için, Kuran’ı okuyup yaşamadığımız için alçaldık. Yine peygamberimiz (sav) bir hadis’i şeriflerinde; “Benden sonra siz ümmetime iki tane emanet bırakıyorum ki, onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bu iki emanet; Allah kelamı Kuran ve benim sünnetlerimdir.”buyuruyor. Hadiste sözü geçen sıkı sarılmak, bizim yaptığımız gibi kuran’ı raflara hapsetmek, ölülerin arkasından okumak, mukabele okumak vb. değildir. Asıl sıkı sarılmak; Allah (cc) Kuran’da bizlere ne diyor, bizden ne istiyor, onu okuyup anlayıp, yaşamak, tatbik etmektir. İşte, Kuran’ın gönderiliş gayesi de budur. Bugün Kuran’ı anlamak eskiye göre daha da kolaylaşmıştır, ülkemizde türkçe yazılmış birçok tefsirler, mealler,cd ve kitaplar kolayca bulunabilmektedir.
Bizi, tarih boyu savaş alanlarında yenemeyen düşmanlarımız, Kuran’ı Kerim’i elimizden alarak kaleyi içten feth ettiler. Bizi Kuran okumayan, okuyup anlayıp yaşamayan, dininin hükümlerini bilmeyen, imanı zayıf, dini ve ahlaki değerlerini kaybetmiş bir toplum haline getirdiler. Bütün bunları yaparkende yine bizi kullandılar. Televizyonlarımızı, basınımızı, hatta başımızdaki hükümetleri kullanarak, bizim dinimizde, örfümüzde, ahlaki değerlerimiz de olmayan şeyleri, çağdaşlık adı altında bize dayattılar. Sonuç; kafası boş, kalbi taş, bütün gayesi bu dünya yaşamı olan, helal haram tanımayan, sürekli nefsinin ve şehvetinin peşinde koşan bir nesil. Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitleri için yazdığı bir şiirinde; “Asımın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. Çiğnetmedi vatanını çiğnetmeyecek.” diyordu ya, işte o nesil; imanı sağlam, Kuran’ı bilen ve yaşayan bir nesil olduğu için, bu vatanı düşmana çiğnetmedi. Yaşları 15 ile 60 arasında değişen bu insanlarımız; Allah (cc)’ın Kuran’da “…Her kim Allah yolunda çarpışırda, öldürülür veya üstün gelirse, her iki durumdada Biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.” Nisa suresi 74
“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira diridirler, fakat siz sezmezsiniz.”
Bakara suresi 154
meallerindeki ayetleri ve diğer ayet ve hadisleri iyi biliyorlardı, bunun için canlarını feda etmekten çekinmediler. Atatürk’ün Çanakkale savaşı hatıralarında, yazdığı bir olay bu gerçeği ortaya koyuyor. Atatürk şöyle anlatıyor : ‘ Conk bayırında göğüs göğüse çatışmaların şiddetlendiği bir günde, düşmanla bizim siperlerimizin arası sekiz metreye kadar yaklaşmıştı. Bir askerimiz siperden çıkıyor, ilerliyor ve hemen şehit oluyordu. Sonra ikincisi aynı şekilde. Sonraki üçüncü askerimiz, üç dakika sonra öleceğini, yüzde yüz şehit olacağını biliyor, buna rağmen en ufak bir tereddüt duymadan, sırası gelince çıkıyor ve o da şehit oluyordu. Askerlerimiz düşmana karşı yürürken, bilenler Kuran okuyor bilmeyenlerde tekbir getirerek, cennete yürüyorlardı. İşte Çanakkale savaşını bize kazandıran, bu ruhtur.’ diyor Atatürk.
Bu ruhu, düşmanlarımızda keşfetmiş ve bu ruhu öldürmek için hemen çalışmalara başlamışlardır. Çanakkale savaşından hemen sonra, İngiltere de bir geminin kamarasında, üst düzey İngiliz subaylar, bir toplantı yapmışlar ve niçin Türkleri yenemedikleri hakkında bir durum değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Bütün subaylar görüşlerini bildirdikten sonra, Çanakkale savaşında görev yapmış bir subay şunları söylüyor; ‘ Beyler ben bizzat Çanakkale’de bulundum ve bazı şeyleri gözümle gördüm. Türkler savaşırken ölmekten korkmuyorlar, onları bu derece korkusuz yapan sadece vatan sevgisi olamaz. Onları korkusuz ve güçlü yapan başka bir şey var, o da bu. (Kuran’ı Kerim’i eline alarak gösteriyor) İşte biz bu kitabı onların elinden almadıktan sonra, Türkleri asla yenemeyiz.’ diyor.
O zamanlar dedelerinin başlattığı bu çalışmayı, torunları devr alıyor ve büyük orandada bunu bugün başarıyorlar. Bir balığı bile denizden oltayla yakalamak için, oltanın ucuna yem takmak gerekir. Çünkü yemsiz oltaya balık gelmez. Batının gelişmiş ülkeleri (Hıristiyanlar) da bizlere, Avrupa birliği, kalkınma, çağdaşlık, medeniyet vb. gibi şeyleri (yemleri) vaad ederek bizleri kandırıyorlar. Amaçları yıllardan beri hep aynı, güzel ülkemize ve zenginliklerimize sahip olmak. Mehmet Akif Ersoy; “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek daha cumhuriyetin ilk yıllarında onların gerçek kimliğini ortaya koymuştur.
Yüce Rabbimiz, Kuran’ı Kerim’de bazı ayetlerde, Hıristiyan ve Yahudiler hakkında şöyle buyuruyor mealen: “Ey iman edenler, yahudiler ve hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık yaparsa muhakkak oda onlardandır.” Maide suresi 51
“Sen onların milletlerine tabi olmadıkça, yahudilerde hıristiyanlarda senden asla hoşnut olmazlar.” Bakara suresi 120
“Ey iman edenler, o kitap verilenlerden (hıristiyanlardan, yahudilerden) herhangi bir gruba uyarsanız, sizi inandıktan sonra döndürür kafir yaparlar.” Al-i İmran suresi 100
“…Kitap verilenlerden (hıristiyan,yahudi)…iman etmeyip küfredenler muhakkak cehennem ateşindedirler. Orada ebedi kalacaklardır.” Beyyine suresi 1…6
Allah (cc) başka bir ayette mealen; “Siz insanlar içinde çıkarılmış ümmetlerin, en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız.”( A-li İmran 110 ) buyuruyor. Buna rağmen biz kendi kıymetimizi bilmiyoruz ve bizden daha kıymetsiz, ebedi yurtları cehennem olan insanların peşine düşüyoruz. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Bir millete kendini benzetmeye çalışan, o millete mensup sayılır.” buyuruyor. (Tirmizi)
Yaşadığımız şu zamanda giyimimizle, konuşmalarımızla, merasimlerimizle, eğlencelerimiz
le vb. bir Müslüman toplumdan çok, Hıristiyan bir topluma benziyoruz. İngiliz ses sanatçısı Yusuf İslam (Cat Stevens) Müslüman olduktan sonra, İstanbul’a gezmeye geliyor ve bizim insanlarımızı gördükten sonra, şu ibretlik sözü söylüyor; ‘Müslüman olmadan önce Müslümanların halini görmüş olsaydım, Müslüman olmazdım.’ Peygamber Efendimiz (sav)
bir başka hadis-i şeriflerinde; “Ümmetim, kendilerinden önceki ümmetlerin (hıristiyan, Yahudi) yaptıklarını karış karış izlemedikçe kıyamet kopmayacaktır.” buyuruyor. (Buhari)
Bir ülkenin geleceği, o ülkenin yetişen nesillerine bağlıdır. Bizler çocuklarımızı beşikten itibaren başlayarak çok iyi yetiştirmek zorundayız. Tabi bunu yapabilmek içinde, ailede Anne ve Babaların eğitimli olması gerekmektedir. Bir insan, Allah’ını ve peygamberini iyi tanımıyorsa, o insan isterse on tane üniversite bitirmiş olsun, cahil bir insandır. Çocuklarımızın bu dünyadaki rahatları için, sarfettiğimiz çabayı Ahireti içinde sarfetmemiz gerekir.Aksi halde çocuklarımızı kendi ellerimizle ateşe atmış oluruz. Allah (cc) Kuran’ı Kerim’de bir ayette şöyle buyuruyor; “Ey iman edenler, kendilerinizi ve ailelerinizi bir ateşten koruyun ki, onun yakacağı insanlar ve taşlardır.” Tahrim suresi 6
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; “Hepiniz çobansınız ve hepiniz gütmekte olduğunuz sürünüzden sorumlusunuz.” buyuruyor. (Buhari)
Ailede bir baba, eşinden ve çocuklarından sorumludur. Öncelikle kendisi, dinin hükümlerine uyarak, onlara örnek olmalıdır. Eşinin ve çocuklarının, dine aykırı tutum ve davranışlarına müsaade etmemelidir. Aksi halde, günahı işleyen eş ve çocuklarla beraber, kendiside hesaba çekilecektir. Bir baba, kendisi dinin emirlerini yerine getirmekle beraber, tesettüre riayet etmeyen, namaz kılmayan kısacası dinin emir ve yasaklarına uymayan, eşi ve çocuklarına karşıda sorumludur. Kuran’ı Kerim’de Allah (cc), Peygamber Efendimiz (sav)‘e şöyle emir veriyor; “Hem ailene namazı emret, hemde kendin ona sabırla devam et.” Taha suresi 132
Çocuğun baba üzerinde bazı hakları vardır, baba bu hakları dünyada iken çocuğuna vermemiş ise çocuk hesap günü babadan davacı olacaktır. Çocuğun baba üzerindeki hakları;
1-Önce çocuğuna Saliha bir anne seçmek 2-Çocuğuna güzel bir isim vermek 3-Çocuğunu helal kazançla besleyip ihtiyaçlarını karşılamak 4-Çocuğuna dinini öğretmek 5-Çocuğuna iyi davranmak ve her türlü kötülüklerden korumak 6-Çoçukları arasında adaletli olmak
Özellikle, ülkemizde son yıllarda, Müslüman kadınlarımızın ve kızlarımızın bir çoğunun, tesettüre riayet etmediği görülmektedir. Her geçen gün etekler vb. giysiler daha çok kısalmakta, dar pantolonlar giyilmekte, namahrem yerler cömertce sergilenmektedir. Bu Müslüman kadın ve kızlarımızın babaları ve kocaları da buna müsaade etmektedir. Oysa Rabbimiz bakınız ne buyuruyor;
Mealen: “ Mümin kadınlara söyle gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünmesi zaruri olanların (el, yüz) dışında zinetlerini (namahrem yerlerini) açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar. Zinetlerini kocalarından …… başkasına göstermesinler, gizledikleri zinetleri bilinsin diye (yürürken) ayaklarını da (yere) vurmasınlar.” Nur suresi 31
Başka bir ayette Allah (cc), Peygamber Efendimizin (sav) hanımlarına hitaben (tüm Müslüman hanımlara) şöyle emrediyor. Mealen: “Ey peygamberin hanımları…eğer Allah’ tan korkuyorsanız, konuşurken kırıtmayın … (evden dışarı çıkarken) süslenip çıkmayın, namaz kılın, zekat verin, Allah’a ve peygamberine itaat edin.” Ahzap suresi 32,33
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Cehennemliklerden olup da, henüz görmediğim iki sınıf insan: Ellerinde kamçılar insanları dövenler, birde giyinik çıplak, başları deve hörgücü gibi, eğilim duyan ve kendisine eğilim duyulan kadınlar sınıfı. İşte onlar cennete giremeyecekler.” (Müslim)
Kadınlar kocalarının, çocuklarda anne ve babalarının meşru olan sözlerine itaat etmek zorundadırlar. Rabbimiz bir ayette şöyle buyuruyor. Mealen: “Erkekler, kadınlar üzerinde hakim dururlar…birde erkekler mallarından harcamaktadırlar. Bunun için iyi kadınlar, (kocalarına) itaatkardırlar…” Nisa suresi 34
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor; “Bir kadın beş vakit namazını kılarsa, Ramazan orucunu tutarsa, namusunu korursa, kocasına itaat ederse ona, ‘cennetin kapılarından hangisinden istersen oradan gir’denilir.”Ahmet B.Hanbel
Çocuklarda anne ve babalarının meşru sözlerine itaat etmek durumundadırlar.
Başka bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “Allah’ın hoşnutluğu, anne babanın hoşnutluğunda, öfkesi de anne babanın öfkesindedir.” Tirmizi
Allah’ın emrine aykırı olan bir şeyde itaat sorumluluğu yoktur. Bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor; “İtaat ancak iyi ve hayırlı işlerde olur, Allah’ın emrine aykırı olan şeylerde kişiye itaat edilmez.” Buhari
“…Biz onda, (Kuran’da) tehditleri türlü şekillerde tekrarladık ki, belki korunur takva yolunu tutarlar, yada O, onlarda bir düşünme, ibret alma meydana getirir.” Taha suresi 113
“Rabbinin ayetleriyle (kendisine) öğüt verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir.” Secde suresi 22
Kaynaklar: Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an’ı Kerim Türkçe Meali - Huzur Yayın Evi
Zübdetü’l Buhari - Ömer Ziyaeddin Dağıstani, Şu Boğaz Harbi - Ekrem Şama
14:28 | | 0 Comments
Ayet Ve Hadislerde Ahirette Hesap
AYET VE HADİSLERDE AHİRETTE HESAP
Kainatı, her şeyi ve insanı yaratan yüce Rabbimiz, hiçbir şeyi boşu boşuna yaratmadığı gibi insanıda boşu boşuna yaratmamıştır. Şu ayet mealleri bu gerçeği ifade etmektedir:
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.” Zariyat suresi 56 “Yoksa siz, Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
Mü’minun suresi 115
Allah (c.c) insanları, peygamberler ve ilahi kitaplar vasıtası ile kendine kulluk yapmaya çağırmış, kurtuluşun ancak Allah’a ve peygamberlerine itaat etmekle mümkün olacağını bildirmiştir. En son bizim Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)’i ve kitabımız Kur’an’ı Kerim’i göndermiş, kendisine kulluk yapmamızı emretmiştir. Allah (c.c) kendisine itaat eden insanların mükafata kavuşacağını, kendisine itaat etmeyen insanlarında ceza göreceğini bir çok ayette beyan buyurmuştur. Yüce Rabbimiz insanlara akıl vermiş, kendisine kulluk yapıp yapmamalarını tamamen insanların iradelerine bırakmıştır. Bu gerçeği şu ayet meali ifade etmektedir: “Muhakkak Biz ona (insana) (doğru) yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör kafir.” İnsan suresi 3
Rabbine itaat eden büyük bir mükafata ve kurtuluşa kavuşacak, Rabbine itaat etmeyende cezaya müstehak olacaktır.
İnsanın mükafata kavuşması veya ceza çekmesi ise tam anlamıyla ahirette olacaktır.
Ahiret gününe iman, imanın altı şartından bir tanesidir. Kıyametin kopacağına, insanların öldükden sonra tekrar Allah (c.c.) tarafından diriltileceklerine ve bütün insanların mahşer meydanında toplanıp hesaba çekileceğine, her Müslüman hiç şüphe duymadan inanır. Ancak sadece inanmak ve ahiret için hazırlık yapmamak ebedi saadet için yeterli olmayacaktır. Onun içindir ki yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayette insanların ahiret günü için hazırlık yapmalarını istemiş, adeta hesap gününün o yaşanılacak sahnelerini, gözümüzün önüne sererek birçok uyarılarda bulunmuştur. Biz insanlar, Rabbimizin bize verdiği çok büyük bir nimet olan Kur’an-ı Kerim’deki bu ayetleri ve uyarıları, peygamber efendimizin (s.a.v) hadisi şeriflerini görmemezlikten gelemeyiz. Bunları okumalı, düşünüp ibret almalı, kendimizi, ailemizi yakınlarımızı ve çevremizdeki tüm insanları,‘Allah’a itaat eden bir kul’ olma yolunda daha fazla çalışmaya davet etmeliyiz.
Kur’an’daki bu ayetlerin bazılarının mealleri şöyledir:
“Muhakkak o size vaad olunan mutlaka doğrudur. Ve muhakkak ceza ve mükafat gerçekleşecektir.” Zariyat suresi 5.6.
“Allah tarafından geri çevrilmesine çare olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, nede inkara çare.”
Şura suresi 47
“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve kişi yarın için önceden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun çünkü Allah her ne yaparsanız haberdardır. Allah’ı unutmuş, Allah’ında onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” Haşr suresi 18.19
“Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.”
Nur suresi 37
“Bize kavuşmayı arzu veya ümit etmeyip, dünya hayatına razı olup onunla yetinenler ve Bizim ayetlerimizden gafil olanlar, işte bunların, kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer ateştir. Ama iman edip güzel ameller işleyenler…naim cennetler içinde…”Yunus suresi 7
“O Allah’ın kitabını okuyup ardınca gidenler, namazı kılıp kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli açık vermekte olanlar, her halde hiç batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar. Çünkü Allah mükafatlarını tamamen ödedikten sonra, lütfundan onlara fazlasını verecektir.” Fatır suresi 29.30
“Doğrusu insanın çalıştığından (amelinden) başkası kendinin değildir. Ve elbette çalışması
yarın (ahirette) görülecek…” Necm suresi 39…42
“O çokluk kuruntusu (mal toplama hırsı) sizleri oyaladı, ta kabirlere kadar gidip ziyaret edişinize kadar. Öyle değil ileride bileceksiniz… Sonra andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız.” Tekasür suresi 1…8
“Yarın size kalacağız (yakında hesabınızı ele alacağız) ey insan ve cin.” Rahman suresi 31.
“O sizi çağıracağı gün, derhal O’na tam bir saygı ile uyacaksınız ve (kabirlerinizde) pek az bir müddet kaldığınızı sanacaksınız.” İsra suresi 52.
“Hayır, hayır! Siz peşini (geçici dünyayı) seviyorsunuz! Ahireti bırakıyorsunuz! Nice yüzler o gün ışılar, parlar, Rablerine bakarlar. Nice yüzler de o gün ekşir, pusarır, kendilerine bel kıran belalı bir iş yapılacağını anlarlar.” Kıyamet suresi 20…26.
“O gün kişi yalnız Rabbinin huzuruna sevkedilir. Ama o ne sadaka verdi , nede namaz kıldı.”
Kıyamet suresi 30.31
“…işledikleri her şey defterlerdedir, küçük büyük her şey satıra geçmiştir.”Kamer suresi 52.
“Düşün o günü ki, dağları yürüteceğiz yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Onları mahşer mey- danına toplamışızdır, hiç kimseyi geride bırakmamışızdır.” “Defter de (ortaya) konulmuştur,
artık suçluların (günahkarların) korku yüzünden, heyecan içinde titrediklerini görürsün. Ve şöyle derler:‘vay halimize! Bu nasıl defter ki, ne küçük koymuş, ne büyük, hepsini saymış dökmüş!’ Ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır, Rabbin kimseye zulmetmez.”
Kehf suresi 47…49
“O gün (sorguya) arz olunursunuz; öyle ki gizli bir haliniz kalmaz. İşte o zaman, kitabı sağın dan verilen der ki:’Alın okuyun kitabımı’…Artık o hoşnut bir hayattadır. Ancak kitabı sol tarafından verilen der ki: ‘Eyvah! Keşke kitabım verilmeseydi bana! Ve hesabımın ne olduğunu öğrenmeseydim! Ne olurdu ölüm iş bitiren olsaydı! Malım benden yana hiçbir şeye yaramadı.” Hakka suresi 18…29
“…Onun (insanın) önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız : ‘Oku kitabını! Hesap görücü olarak bugün sana nefsin yeter.” İsra suresi 13.14.
“Bugün herkese kazandığının karşılığı verilecektir. Zulüm yok bugün. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.” Mümin suresi 17.
“Biz ise, kıyamet günü için dürüst teraziler koyarız, hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmez
bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir koruz. Hesap gören olarak da Biz yeteriz.”
Enbiya suresi 47.
“O gün insanlar çırpınıp yayılan pervaneler (kelebekler) gibi olacak. Dağlar da didilmiş renkli yünler gibi atılacaktır. İşte o zaman tartıları (iyilikleri) ağır basan kimse; artık hoşnut olacağı bir hayat içindedir o. Fakat, tartıları (iyilikleri) hafif gelen kimse; o vakit onun anası Haviye’dir. Ve bildin mi, Haviye nedir? Kızışmış bir ateştir.” Karia suresi 4…11.
“Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve öyle bir günü sayın (ürperti duyun) ki, baba çocuğun- dan (taraf) birşey ödeyemez, evlat da babasından taraf birşey ödeyecek değildir. Muhakkak
Allah’ın vadi gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur(şeytan) sizi Allah’(ın affın)a güvendirerek aldatıp cehenneme sürüklemesin.” Lokman suresi 33
“O gün yarın yara, dostun dosta hiçbir faydası olmaz …” Duhan suresi 41
“Kıyamet gününde ne yakınlarınız nede evlatlarınız size fayda vermezler.” Mümtehine 3
“O gün (Hesap günü) gerçektir, o halde dileyen Rabbine varacak bir yüz edinsin, bir yol tutsun. Çünkü Biz size yakın bir azabı ihtar ettik. O gün kişi ellerinin önceden gönderdiğine bakacak ve kafir ise ‘Ah ne olurdu ben bir toprak olsaydım!’ diyecektir.” Nebe suresi 39.40.
“Nihayet onlardan (itaat etmeyenlerden) birine ölüm geldiğinde diyecek ki: ‘Rabbim, döndür, döndür beni! Belki ben,o bıraktığımda (boşa geçirdiğim dünyada) iyi işler yaparım!’ Hayır, hayır! Bu onun söylediği boş bir sözdür…Sür’e üfrüldüğü zaman, artık o gün ne aralarında soy sop ilişkisi olacak, nede birbirlerini soracaklar.” Mü’minun suresi 99… 101
“…O’nun zatından başka herşey helak olacaktır…” Kasas suresi 88
“(İnsan) sorar: ‘O kıyamet günü ne zaman? diye. Ne zaman ki o göz şimşek çakar, ay tutulur, güneş ve ay toplanır. O gün insan: ‘Nereye kaçmalı?’ der. Hayır hayır! Yok bir siper. O gün ancak siper (varılacak yer) Rabbinedir. O gün insan, önce ve sonra yaptıkları ile ayıtılır. Doğrusu insan kendine karşı bir basirettir (kendisinin ne yaptığını gayet iyi bilir).
Mazeretlerini ortaya (sayıp) döksede.” Kıyamet suresi 6…16
“Andolsun ki Bize, ilk defa yarattığımız gibi, işte teker teker geldiniz. Ve size verip hayaline daldırdığımız servetleri arkalarınızın gerisine bıraktınız…” Enam suresi 94.
“Her kimde bu dünyada körlük ettiyse, o artık ahirette daha kör ve daha şaşkındır.” İsra 72.
“Her kim de zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. Diyecek ki: ‘Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin. Oysa ben, gören bir kimse idim?’ Allah: “Öyle, sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. Bugün de böyle bırakılacaksın.” buyurur.” Taha suresi 124…126
“Kişinin kaçacağı gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından. Onlardan her birinin o gün başından aşan bir işi vardır. O gün yüzler vardır ışılar, güler sevi- nir. Yüzler de vardır, üzerinde tor toz.“ Abese suresi 34…40
“Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman…o insan (itaat etmeyen) o gün anlar, ama bu anlamanın ne yararı var ona? Der ki: ‘Keşke ben bu hayatım için (sağlığımda hayırlar) göndermiş olsaydım.’ …Ey Rabbine itaat eden huzura ermiş ruh, dön Rabbine, sen O’ndan O senden hoşnut olarak. Gir kullarımın içine. Gir cennetime.” Fecr suresi 22…30
“Sür üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. ‘Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? O Rahman’ın vaad buyurduğu işte buymuş. Gönderilen peygamberler doğru söylemişler.’ derler…hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir. Artık bugün hiç kimseye zerrece zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz. Gerçekten cennetlikler bugün bir eğlence içinde zevk etmektedirler. Kendileri ve eşleri gölgelikler içinde koltuklar üzerinde kurulmuşlardır… onlara orada ne isterlerse vardır. Haydin ayrılın bugün ey suçlular (günahkarlar)! Ey Adem oğulları, Ben size şeytana kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır, diye and vermedim mi? Bana kulluk edin, doğru yol budur, diye. Böyle iken yüceliğime karşı o (şeytan) içinizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. O zaman sizin akıllarınız yokmuydu? İşte bu vaad olunup durduğunuz cehennem. Bugün ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını Bize elleri söyler, ayakları şahitlik eder.” Yasin suresi 51…65
“O gün zalim kimse ellerini ısıracak ve şöyle diyecek: ‘Eyvah! Keşke peygamberin mahiye-
tinde bir yol tutsaydım! Eyvah! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Bana geldikten sonra Kur’an, vallahi o (şeytan) beni saptırdı.’ Öyle ya şeytan insanı yapayalnız, yardımsız bırakır. Peygamber de dedi ki: ‘Ey Rabbim, kavmim bu Kur’an’ı bir kenara itip bıraktılar.”
Furkan suresi 27…31
“Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? diye soracak Allah. Onlar: Bir gün veya bir günün bir kısmı, sayanlara sor derler.” Mü’minun suresi 112.113
“O gün insanlar, amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölükler halinde fırlayıp çıkacak-lardır. Her kim zerre kadar bir hayır işlerse onu görecek, her kimde zerre kadar bir kötülük işlerse onu görecektir.” Zilzal suresi 6…8
“…Samimi müslüman olunda,Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ve uygulayın. Bir kimsenin:’Eyvah, Allah’ın huzurunda yaptığım kusurlardan dolayı vay bana!..diyeceği, yahut:’Allah, bana yolunu gösterseydi, kesinlikle ben takva sahiplerinden olurdum.’ ya da azabı gördüğü zaman:’Bana bir daha geri dönüş (imkanı) olsaydı da güzel davrananlardan olsaydım!’ diyeceği gün (gelmeden uyun).” Zümer suresi 55…58
“Oysa Rabbiniz: Bana yalvarın ki, size karşılık vereyim, çünkü Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, yarın hor, hakir cehenneme gireceklerdir, buyurdu.” Mü’min 60
“Deki:’Asıl hüsrana (ziyana) düşenler, kıyamet günü kendilerine ve ailelerine ziyan verenler dir.(Allah’a itaat etmeyen ve Allah’a itaati yakınlarına teşvik etmeyenlerdir)”Zümer suresi 15
“Kesinlikle doğru yolu göstermek Bize aittir. Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım, ona ancak en bedbah olan yaslanır.” Leyl suresi 12…15
“…Biz onda (kuran’da) tehditleri türlü şekillerde tekrarladık ki, belki korunur takva yolunu tutarlar yada o onlarda bir düşünme, ibret alma meydana getirir.” Taha suresi 113
“…O (Kur’an) sadece (insanlara) bir öğüt ve aydınlık (yol gösteren) bir kitaptır. Diri olanı uyandırmak, nankörlere de o azap sözünün gerekmesi için.” Yasin suresi 69.70.
“Saygısı olan öğüt alacaktır. Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır. O ki, en büyük ateşe yaslanacaktır. Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır. Doğrusu felah (kurtuluş) bulmuştur temizlenen, Rabbinin adını anıp namaz kılan.” A’la suresi 10…17
“Muhakkak Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmediyorlar.” Yunus suresi 44
“Rabbinin ayetleriyle (kendisine) öğüt verilip de sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir.” Secde suresi 22
İnsan ne kadar çok ve büyük günah işlerse işlesin, ölüm meleği kendisine gelene kadar tevbe kapısı açıktır. Allah bir çok ayette tevbeyi kabul edeceğini kullarını bağışlayacağını bildirmiştir.
“Onlar (Takva sahipleri) bir kusur işlediklerinde veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı ananlar ve hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Birde onlar, yaptıklarına bile bile ısrar etmezler.”Al-i İmran suresi 135
“O günahkarları bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezalandırması şiddetli, bol lütuf sahibi Allah’ki, O’ndan başka tapılacak yoktur.Dönüş de O’nadır.” Mü’min suresi 3
“Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar…” Zümer suresi 53.54.
Peygamberimiz (s.a.v) de bir hadis’i şeriflerinde: “Günah işleyip sonra tevbe eden günah işlememiş gibi olur.” buyurmaktadır.
Peygamberimizin (s.a.v) ahiretle ilgili bazı hadis-i şerifleri şöyledir:
İbni Abbas’dan (R.A) rivayet edilmiştir: “Yalın ayak, anadan doğma çıplak ve sünnetsiz
olarak mahşere kalkacaksınız.” (Buhari)
İmran bin Husayn’dan (R.A) rivayet edilmiştir: “Cennete baktım da cennet ehlinin çoğunu fakir kimseler gördüm. Cehenneme baktım da, cehennem ehlinin çoğunu kadınlar gördüm.”
(Buhari)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir:
“İnsan vücudunun kuyruk sokumu kemiğinden başka bütün kısımları çürür. İşte bu çürüme-
yen kısımdan tekrar yaratılış teşekkül ettirilecektir.” (Buhari)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Cehennemin dışı nefsin hoşuna giden şeylerle donatıldı, cennetin dışı ise nefsin hoşlanmadığı zorluklarla donatıldı.” (Buhari)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Allah (c.c) cehennem halkından dilediğine rahmet etmek istediğinde meleklere,’Dünyada Allah’a (ortak koşmayıp) ibadet edenleri çıkarınız’ diye emreder. Melekler de onları, alınlarındaki secde izlerinden tanır ve çıkarırlar. Allah (c.c) cehennem ateşine secde izlerini yakmayı haram kılmıştır. Cehennemden yanık olarak çıkarlar, sonra üzerlerine hayat suyu dökülür…” (Buhari)
Cabir’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Nasıl yaşarsanız o hal üzere ölürsünüz, hangi hal üzere ölürseniz o hal üzere diriltileceksiniz.” (Müslim)
İbni Mesut’dan (R.A) rivayet edilmiştir: “Kıyamet gününde kulun ayakları, Rabbinin huzurundan şu beş şeyin hesabını vermeden bir yere kıpırdamaz: Ömrünü nasıl harcadığının,
Gençliğini nerede geçirdiğinin, malını nereden kazanıp nereye harcadığının, ne amelde bulunduğunun, bildiklerini uygulayıp uygulamadığından.” (Tirmizi)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Allah (c.c) altmış sene ömür verdiği kişiden her türlü özür ve bahaneyi kaldırmıştır.” (Buhari)
Büreyde’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Kabirleri ziyaret ediniz, çünkü onlar size ölümü ve ahireti hatırlatır.” (Müslim)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir, bu hesap bozuk olursa hüsrana düştü demektir.” (Tirmizi)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Benim ümmetimin hepsi cennete girecek ancak, istemeyenler müstesna. Ashap: Ya Resulallah, cenneti kim istemez? dediler. Peygamberimiz (s.a.v): Bana itaat eden cennete girer. Beni dinlemeyen cenneti istememiş demektir.”(Buhari)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: “Ölüp de pişman olmayan yoktur, iyi yolda olan daha çok iyiliğini artırmadığı için, kötü yolda olanda kötülüğü bırakıp iyiliğe yönelmediği için pişman olur.” (Tirmizi)
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir:“Kıyamet günü kul Allah’ın (c.c) huzuruna getirilir Allah (c.c) şöyle buyurur: ‘Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana sayısız nimet vermedim mi? Acaba benimle bu gün olan şu karşılaşmanı hiç düşündün mü? diye soracak. Kul: Hayır diyecek. Allah (c.c): öyle ise bugün bende seni unutacağım, tıpkı senin dünyada beni unuttuğun gibi’ buyuracak.” (Tirmizi)
Bütün bunlardan başka birde insanların birbirleri üzerindeki olan hakları vardırki, buna kul hakkı denilmektedir. Kul hakkından kurtulmanın tek çaresi ise dünyada helalleşmektir, kul hakkıyla ölen bir insanın, hak sahipleri ile hesaplaşması da ahirette olacaktır.
Kuran’da bir ayette mealen şöyle buyrulmaktadır:
“Sonra siz muhakkak Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olmak üzere duruşacaksınız.” Zümer suresi 31
Peygamberimiz (s.a.v) de bir hadis-i şeriflerinde:
Ebu Hüreyre’den (R.A) rivayet edilmiştir: ”Kimin üzerinde kardeşine ait bir hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı gün gelmeden önce dünyada iken helalleşsin. Aksi taktirde o gün, salih bir ameli varsa, o kardeşinin hakkı nispetinde kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa kardeşinin günahından alınır kendisine yüklenir.” (Buhari) buyurmaktadır.
Kaynaklar: Elmalılı Hamdi Yazır Kur’an’ı Kerim Türkçe Meali - Huzur Yayın Evi
Zübdetü’l Buhari - Ömer Ziyaeddin Dağıstani - Hisar Yayın Evi, Kütüb-i Sitte - İnternet
14:27 | | 0 Comments
İslam Âleminin üzerine akıtılan kan bulutlarını dağıtma
İslam Âleminin üzerine akıtılan kan bulutlarını dağıtmadan olmaz.
Selam vermek sünnettir,
Almak ise farz.
Siyahi lider Obama’nın, İslam dünyasına sesleniş konuşmasının başında verdiği “selamün aleyküm”ü İslam âlemi tarafından “aleyküm selam” olarak alındı da.
İçten değildi.
Samimi değildi selama mukabele.
Tıpkı Obama’nın samimiyetten uzak olarak verdiği selam gibi.
Günü kurtarma olarak değerlendirildi.
İhtiyatı elden bırakmak istemiyordu Müslümanlar.
Zira İslamın temel prensibidir:
Ne aldatan, ne de aldanandır Müslüman.
Kahire’de yaptığı konuşmayla büyük beğeni toplayan Obama,
Herkese boncuk dağıttı.
Boncukların rengi mavi olmasına maviydi de,
Hiçbir yerde bu boncuklar mavi olarak alınmadı.
Kahire’de Türkiye’nin medeniyetler ittifakındaki rolünden bahsetmesi, oldum olası kendini Müslümanların lideri olarak gören Mısır’ı ciddi anlamda kızdırmış olmalıydı.
Ev sahibi olmamış olsaydı tavır çok farklı olurdu Allah bilir.
Hüsnü Mübarek, Başbakan Erdoğan’a mesafeli durmuştur.
Kıskançlık had safhada yani.
ABD’nin yeni Siyahi lideri Barak Hüseyin Obama, İslam alemiyle iyi ama izlenebilir bir yol haritası üzerinde titiz olarak çalışacağını daha yemin töreninde söylemişti.
Ancak gelinen noktada ABD’nin kırmızı çizgilerini de arkasına alarak girdiği bu kavşak yolda başarılı olabileceğini düşünmek zor.
Bir önceki Başkan W. Bush’un kırdığı cevizleri toplamak, akıttığı kanların hesabını vermek, yakıp yıktığı aileleri toplamak asırlar alacağından dinler arası barış ve hoşgörü projesinin hayat bulması başka bahara kalacaktır.
Onlardaki ikiz kuyruk acısı, bizdeki evlat acısı olduğu müddetçe dostluk veya hoşgörü tesisi mümkün kabilinden uzak olacaktır.
Hele jandarması olan İsrail’in Müslüman topraklar üzerindeki hesapları yakılmadan Müslümanları bu birlikteliğe ikna etmek adeta imkânsızdır.
Irak, Afganistan üzerinde duran ve ABD’nin akıttığı kan bulutlarını dağıtmadan böyle bir düğüne girişmek gülünçtür…
Bush’la kıyas edildiğinde kanatsız melektir şüphesiz.
Gittiği her yerde güzel konuşuyor.
Nalına da vuruyor, mıhına da.
Kullandığı dil, demokrasi ve özgürlükçü insanların gönlünü okşuyor.
İslam alemine verdiği mesajları “Barış”, “Demokrasi”, “diyalog” “Savaşa hayır” cümleleriyle süsleyen Obama, siyah derisiyle beyaz mesajlar veriyor.
Peki bu tablo kötü mü?
Elbette kötü değil bu.
Diğerleri mavi boncuk yerine bomba ve füze dağıtıyorlardı.
Kin ve nefret dağıtıyorlardı.
Biriktirdikleri nefreti İslomofobiaya dönüştürüyorlardı.
Hasbel kader dağıttıkları bir mavi boncuk olduysa da o boncuk içine kin ve nefret atomlarını serpiştiriyorlardı.
Dolayısıyla Obama’nın katedeceği yol, Müslümanların ABD’den çektiği ızdıraptan daha dikenli ve daha badirelidir.
İran’a diyalog elini uzatan Obama’nın, Filistin’in çektiği acılar üzerine tek bir söz söylememesi düşündürücüdür.
Karakolu, Jandarması İsrail’le ters düşmeme adına Müslümanların kanayan yarası Filistin’i ıskalamış olabilir mi dersiniz?
Burada bunu açık yüreklilikle ortaya koymak gerekiyor.
İslam Alemiyle hoşgörü, barış, diyalogun yolu Filistin’den geçmektedir.
Bu kan ve orantısız vahşet durdurulmadıkça, hiçbir Müslüman inandırıcı bulmaz.
Renkleri ne olursa olsun, akıttıkları kan kırmızıdır.
Biriktirdikleri öfke ve nefret siyahtır.
Siyahi bir liderin beyaz mesajlar vermesini anlamlı ve önemli bulunmasının tek yolu bu kin ve nefret bulutlarının dağıtılmasıdır.
İslam aleminin tutsak mukaddesatı Mescidi Aksa ve dolayısıyla kanayan yarası Filistin gün yüzü görmedikçe ABD’nin vereceği hiçbir boncuk mavi olmayacaktır.
Samimiyetten uzak, günü kurtarma, İslam Aleminin oyalanması olarak algılanacağından şüphe olmasın.
Saygılarımla…
14:26 | | 0 Comments
Konuş Ey Aişe Nasıl Sus Be Ayşe Oldu
BUNDAN 1400 küsur sene önceydi. ALLAH’ın Resulü bir meseleden dolayı üzgündü. Ağır adımlarla “hane-i saadetlerine” doğru ilerliyordu. Bu, günümüze göre çok fakir saadet evinin kapısını zevceleri Hz Ayşe açtı. Yüzündeki tebessümle Peygamberi içeriye aldı. Selamdan sonra ALLAH’ın elçisi Hz Ayşe’ye yanından ayrılmamasını söyledi. Hz. Ayşe yanına oturdu.
“Konuş ey Ayşe dedi Peygamber! Konuş da biraz içimiz ferahlasın!”
Ve Ayşe konuşmaya başladı. ALLAH’ın rahmetinden, merhametinden, Peygamberin şefkatinden, dünyanın faniliğinden bahsetti. O konuştukça Peygamberin üzüntüsü dağıldı, yüzüne bir tebessüm geldi, ferahladı. Rabbine şükretti…
Yıl 2008. Peygamber ümmetinden Mehmet Bey’in işyerinde canı sıkılmıştı. Yeni aldığı Opel marka arabasıyla evinin önüne geldiğinde park yerinin dolu olduğunu gördü. Canı bir daha sıkıldı. Arabayı kaldırımın kenarına park ederken söyleniyordu. Onuncu kattaki dairesine çıkarken asansör de çok ağır işliyordu. Sonra kapıyı çaldı. Sıcak bir tebessümle hanımı açtı kapıyı. Yemek hazırlıyordu. O da ne yine çocuklar ayakkabılarını evin kapısında bırakmışlar, dolaba almamışlardı. “Nerede bu çocuklar?” diye sordu hanımına. Daha sonra da içerideki çocuklarını çağırıp bir güzel fırçaladı. Zaten her zaman böyle yapıp ayakkabılarını dışarıda bırakıyorlardı. Etraf da hırsız kaynıyordu ve Mehmet Bey o ayakkabılara bir sürü para saymıştı.
Mehmet Bey içeriye girince “kurt gibi açım dedi. Sofrayı hemen hazırla da yiyelim:”
“Ben sofrayı hazırlıyorum, on beş dakikaya kadar yemek de pişer” dedi hanımı. Mehmet Bey kızgınlıkla baktı hanımına: “ Ben bütün gün iş yerinde bir sürü şeyle uğraşıyorum, kaç tane adamın derdini çekiyorum, sen bir türlü ben gelmeden şu yemeği yetiştiremiyorsun” dedi. O lavaboda ellerini yıkayıp üstünü değişinceye kadar hanımı yemeği yetiştirememesi hakkında pek çok mazeret sıraladı. Yemeği biraz da bu fırçalar yüzünden kös kös yediler. Sadece çocuklar aralarında bir iki atıştı. Bu çeşit çeşit yiyeceklerin bulunduğu sofrada pek iştahları da kalmamıştı.
Alelacele televizyonun başına oturdu Peygamber ümmetinden Mehmet Bey. Zira ekonomi yine kötü gidiyordu. Borsadaki küçük yatırımı yüzde otuz değer kaybetmişti. Döviz çıkıyordu. Nasıl da ekonomideki bahar havasına aldanıp dövizdeki parasını borsaya yatırmıştı? İşyerinde durmadan borsayı öven arkadaşını hatırladı kızgınlıkla. Neyse ki başbakan her şeyin kontrol altında olduğunu söylüyordu. Mutfakta işini bitiren hanımı elinde çay tepsisi ile odaya geldi. Çocuklar ders çalışmaya gittiler. Hanımı az önceki olumsuz havayı dağıtmalıydı. Çay içerken biraz havadan sudan bahsetti. Mehmet Bey’in bir kulağı televizyondaydı, bir kulağı hanımında. (Nasıl oluyorsa!) Hanımı birkaç defa “beni dinliyor musun” diye sordu. “tabi tabi dedi Mehmet Bey, istersen son söylediğini tekrar edebilirim”
Biraz sonra yemeğin verdiği rehavetle Mehmet Bey iyice uzandı. Televizyonla hanımı arasında gidip gidip gelmekten de iyice bıkmıştı. Onun gevşediğini fark eden hanımı kafasındaki bambayı patlattı:
- Biliyor musun x şirketi buzdolabını, çamaşır ve bulaşık makinesini ayda yüz liraya veriyormuş.
- İyi bizde bunların üçü de var.
- Olur mu, bak karşıdaki Selda Hanımlar üçünü de değiştirdiler. Her şeyleri yep yeni oldu. Bizim bulaşık makinası öldü ölecek. Buzdolabı da artık yetmiyor. Çocuklar büyüdü. Çamaşır makinesı da çok enerji yakıyor. Şöyle A sınıfı bir şey alalım da elektrikten tasarruf edelim. Bunları da veririz bir fakire, sevap işleriz. Bak zaten….
Mehmet Bey’in kafası karıncalaşmaya başlamıştı. Artık iki kulağı ile hanımını ve televizyonu takip edemez olmuştu. Oysa her ikisi de mütemadiyen konuşuyor ve bir şeyler anlatıyordu. Kendi kendine söylendi
- Sus be Ayşe ya! Sus da biraz içimiz rahatlasın. Ne bu böyle her gün dır dır dır…”
Tabii ki bu sözü Ayşe Hanım duymadı. O hâlâ konuşmasına devam ediyordu. Bu cümleyi 1400 küsur sene önce hanımına “Konuş ey Ayşe!” diyen Peygamber’i duyan melekler işitti. Sonra da yüzyıllar önce hanımına “Konuş ey Ayşe içimiz ferahlasın, diyen bir Peygamberin ümmetinin bugün nasıl olup da, sus ey Ayşe, sus da biraz içimiz açılsın” noktasına geldiklerine şaşırıp durdular…
16:50 | | 0 Comments